Sen git onca organımın arasında kalbimi bul.Oysa ne çok yakışırdın bu taş halinle böbreğime..
twitter’dan biri
.SEVMEK
ekşi/realsanto
tam karşımda oturuyor şu an.
aramızda bir haftadır evin orta sahasını parselleyen bilmem kaç bin parçalık bir yapboz var. “la palette bistro” diye küçük bir lokanta manzaralı. bitiremedik. her gün usul usul ekledi parçaları, sabırla. küçük karton parçalarını sanki sever gibi birbirine ekledi. ama bitiremedik. yapbozun kalan son parçası eksik çıktı. üzüntüden öyle bıraktı olduğu yerde, toplamadı. “sevmek”, salonun orta yerinde terk edilmiş boş bir “dükkan”ın arkasında duruyor şu an.
elinde bir kitap var, “marifetler”. onu okuyor. kitap okumasına o kadar alışığım ki. insanlar sevdiğine çiçek alır, ben yeni kitap kokusu hediye ediyorum ona. öyle bir gülüyor seviniyor ki. şu an elindeki kitabı okurken mesela, hayata dair bütün soru işaretleri siliniyor aklımdan. ona bakıyorum: huzurlu. sadece, geçen trenlerin sesine dönüp bakıyor arada bir, çocuklar gibi.
“koltuğun altında yapbozun o son parçasını bulamayınca dönüp bana baktığın yüz ifadeni özlüyorum.”
tam bu cümleyi yazmayı bitirirken kalktı geldi yanıma: “ne yapıyorsun?”. iş maillerimi açıp, gereksiz bir şeyler gösterdim. yaptığım işin belki de en güzel yanı bu; meraklısı olmayanın ilgisini dağıtacak sayısız malzemem var. hafif geri çekildi, defansta derinliğin kaybolduğu bu andan faydalanıp “belim ağrıyor” bahanesiyle yönümü değiştirdim, rahat yazabilmek için. sırf sana çaktırmadan, gönül rahatlığı ile şu yazıyı bitirebilmek için:
aramızda sadece bitmemiş bir yapboz kadar mesafe varken bile yine anladım.
seni her an özlüyorum ve seviyorum.
17 agustos 99
bkz: ekşi/ okacha
enkaz altında 9 saatimi gecirmi$ oldugum,hayatımda tam anlamıyla köklü degi$ikliklerin ba$ladıgı tarih..en azından benim hafızamda hep bu $ekilde yer edecek..
yıl 1999 henuz 15 ya$ındayım..cocuk denilecek ya$tayım..bilenler bilir yalova‘da aydın 4 sitesi vardır,(aydınkent‘in yanında) tatil maksadıyla yazları kalıyorduk bu sitede..
17 agustos’tan bir gun once yani 16 agustos 1999 tarihinde ben ve aynı ya$ grubumdaki gencler ile birlikte “ertesi gun aydınkent ile mac yapalım,yada olmadı ceylankent ile yaparız” $eklinde planlar kuruyorduk..fakat bir sorunumuz vardı, en onemli adamımız,kalecimiz olan bir dostum;yarın maca gelemeyecegini,ailesinin yanınaistanbul‘a gitmesi gerektigini söyledi..bunun uzerine itirazlar yukseldi..”o olmazsa yeniliriz,mutlaka oynaması lazım” $eklinde..kendisiyle uzun boylu konu$tum,durumu anlattım.kalması gerektigini onsuz maca cıkamayacagımızı söyledim..kendiside beni kıramayarak “1 gun daha kalacagını” söyledi,fakat $ortu olmadıgı icin benden bir futbol $ortu istedi..bunun üzerine bende mavi bir futbol $ortu verdim kendisine..
saat 01.10 site dahilinde bir cardak,kamelya tarzı bir yerde takım olarak oturuyoruz,bir ses;
-beyler benim icimde bir sıkıntı var..sanırım yarın biz bunları yenemeyecegiz..
-sıkma canını..yenerizz..
-hadi gidelim beyler,gec oldu bizimkiler merak edecekler..
-tamam yarın goru$uruz..bana bak iyi konsantre olun haa.
-iyi ak$amlar beyler..
-iyi ak$amlar..
saat 03.02
büyük bir gurultu ile uyandım..15 ya$ında cocuk oldugumdan ve daha once deprem ya$amamı$ oldugumdan belki komik gelicek ama zemin katta olan evimizden iceri kamyon girdi ve duvarı yıktı sanmı$tım..sanki diri diri gomulmu$tum..vucudumu kontrol ettim,herhangi bir darp,yara var mı diye..yoktu burnum bile kanamamı$tı..nefes alıp veriyordum ve her nefes alıp verdigimde nefesimin tavana carptıktan sonra yüzüme geldigini hissediyordum..evet tavan burnumun yakla$ık 10cm uzerindeydi..o esnada bana güven veren bir ses duydum,ses aynı odada kaldıgım annemden geliyordu “oglum deprem oldu,korkma sakın..fakat kolumun uzerinde kolon var,ba$ımda sıkı$mı$ iki duvar arasına,sürünerek yanıma gelip,sacımı cekebilirmisin..” diyordu..aman allahım..bu nasıl bir felaketti..adeta diri diri gomulmu$tuk..
saat 04.00 (avazım cıktıgı kadar bagırıyorum)
etraf zifiri karanlıktı..hani karanlık bir odada uzun bir süre kaldıgınız zaman göz a$inalıgı ile nesneleri görebilirsiniz ya..i$te iceri herhangi bir $ekilde ı$ık girmediginden,o karanlıkta öylece kalıyorsunuz..üst katlardan insanlar sizin tavanınıza yani üzerinize basarak gecip gidiyorlar..seslerini duyuyorsunuz..fakat ne acıdır ki onlar sizi duyamıyor..ses gitmiyor..i$te o anda tek yapacagınız $ey avazınız cıktıgı kadar “imdaatt..yardım ediinn..yok bu sesimi duyann” diye bagırmak oluyor..
saat 07.00 (oksijen azalıyor)
zaman ilerledikce,uykum geliyor,üzerime bir agırlık cokuyor..eczacı olan annem odada karbondioksitin arttıgını dolayısıyla,oksijenimizin azaldıgını söyledi..cok uykum geldi..15 ya$ındaki du$uncem “acaba uyursam,ölümü hissedermiyim..”$eklindeydi..
saat 10.00 (balyoz sesleri)
bagırmalar sonuc vermiyor..sesimi duyan yok..fakat ertesi gun mac yapacagımız arkada$larımızdan biri geliyor evin onune..ismimi söylüyor..cevap veriyorum..ses dı$arı cok zor iletiliyor,duvarlar sesi gecirmiyor..yardım cagırıyorum diyor arkada$ım zor bela duyduktan sonra sesimi..aradan 20 dakika gectikten sonra balyoz ile tavan deliniyor..balyoz sesleri ise hala kulaklarım cınlamaktadır..
saat 11.00 (gun ı$ıgı)
yakla$ık 1 saat süren balyoz ile tavanı delme i$leminden sonra hayatımda hic tanımadıgım bir insan beni yukarı cekmek için elini uzatıyor..yardım uzatan eli tereddütsüz tutuyorum..beni cekiyor yukarıya dogru..gözlerimi acamıyorum..gune$ yüzümü aydınlatıyor..aydınlıgı hic bu kadar cok özledigimi hatırlamıyorum..enkaz altından cıktıktan sonra cıktıgım yere bakıyorum ve öylece kalıyorum,üzerimde bir boxerdan ba$ka hic bir $ey yok,arkada$larımdan biri bir t-short uzatıyor,onu giyiyorum..cıktıgımda apartmanın bahcesinde yatan bir beden goruyorum..üzeri gazete kagıtları ile örtülmü$ fakat kagıtların bir kısmı ucu$mu$,tanımakta gecikmiyorum..kar$ı kom$um,elinde büyüdügüm salih amcanın cansız bedeni yerde yatıyor..
benden 2 saat sonrada annem cıkarılıyor..yaralı..ilk mudahaleyi,beyin cerrahı bir kom$u yapıyor..kısıtlı imkanlarla zar zor bir ambulans bularak ambulanstaki 10 yaralıyla beraber yalova’da stadyumda kurulan seyyar hastaneye gidiyoruz..ortalık toz duman,insanlar $uursuzca hareket ediyor..o esnada bir helikopter geliyor.. “aman allahım bir bu eksikti..”diyorum..
helikopterden inen ki$i ise bulent ecevit..doktorlar ba$ına toplanıyor bulent ecevit’in..askeri helikopter yaralıları ve annemi alıp havalanıyor..nereye goturdukleri hakkında ise en ufak bir fikrim dahi yok..15 ya$ındayım..yer,iz bilmedigim bir yerde yalnız ba$ıma kalıyorum..kalacak yerim,yiyecek yemegim yok..o esnada bana “sana yardım edebilirim”diyen bir kadın ile tanımadıgım halde,caresizlikten dolayı beraber gidiyorum..3 gun 3 gece,sahildeki agacların altında yatıyor,domates,sogan,salatalık ile karnımızı doyuruyoruz..
postane’nin sokaklara seyyar telefon koyduklarını duyuyorum..babama,akrabalara telefon etmek icin hızla postaneye ko$uyorum..fakat oda ne..bir kuyruk nerden baksan 1 km uzuyor,araya kaynayanlar oluyor,herkes gergin oldugundan kuyrukta sık sık kavgalar cıkıyor..cıplak ayaklarımla beklemeye koyuluyorum..saatler sonra sıra bana geliyor..lakin telefonlar istanbul’dan uzagını arayamıyor..kahretsin..benim ise aramam gereken yer amasya-ankara..
hemen istanbul’dan arkada$ları arıyorum..”burdan du$muyor siz,$u telefonları arayıp soyleyin” diyorum..
bu telefondan 2 gun sonra babam cıkageliyor..zorda olsa annemi buluyoruz..helikopter bursa yuksek ihtisas hastanesine goturmu$..
gunler sonra babam ile beraber aydın 4 sahil sitesine gidiyoruz..mac icin kalmasını istedigim arkada$ın annesi ve babası ordalar..arkada$ın öldügünü anlamakta gecikmiyorum..
bana dogru geliyorlar;
“oglum..bir bakarmısın..biz ona benzettik,topraktan anlayamıyoruz,bedeni cok $i$mi$ acaba bu o mu” $eklinde soruyorlar..
arkada$ın sadece bel kısmından belirli bir bolge oldugu icin tanıyamıyorlar..ben ise 16 agustos 1999 gunu ona verdigim mavi futbol $ortundan dolayı,anında tanıyor ve beynimden vurulmu$a donuyorum..ke$ke ona kal diye ısrar etmeseydim..ke$ke git,uzaklara git..deseydim..kal diyen dilimi kesmek istedim o anda..
17 agustos 1999 depreminin uzerinden 7 yıl gecti..dile kolay tam 7 yıl..bu deprem kimilerini ilgilendirmeyebilir fakat beni cok ciddi bir $ekilde alakadar eder..hayatımın dönüm noktasıdır..ya$ayan,icinde olan cok daha iyi bilir bunu..dedim ya aradan 7 yıl gecer,yalova’ya donerim bir vesile ile,deprem anıtına gitmek isterim..anıta dogru yol alırken gordugum bir tabela tuylerimi diken diken eder..yalakalıktan koku$mu$,curumu$ yalova belediyesi 17 agustos 1999 depreminde bir cok ki$inin ölümüne sebebiyet veren muteahhit cevdet aydın‘in ismini bir parka vermi$tir..”siluetini sevdigiminin turkiye’si” der,yumrugumu sıkarak yürürüm..anıta ula$ırım..deprem anıtındaki binlerce isim arasında gözlerim ya$lı olarak bir zamanlar mavi futbol $ortu verdigim,kaleci arkada$ımın ismini arar dururum öylece..
bu da benim hayatımda en azından benim hic unutmayacagım bir anımdır..
valla kime neyi hatırlatayım,neyi unutturmamaya calı$ayım bilmiyorum ama ben hayatım boyunca unutmayacagım o mavi futbol $ortunu ve gecirdigim gunleri.
Herseyin ikincisi yenilgidir..
twitter’dan biri
Bir organ nakli gibi sevmistim seni
(sanki ben yazmışım gibi)
küçük iskender
Bir organ nakli gibi sevmiştim seni;
Çürük gözlerine bağışlanan ellerim,
Yırtık dudaklarına bağışlanan şiirlerim..
Darmadağın kadınların,darmadağın ettiği erkekler gibi
Sevmiştim seni…
Çok eskitilmiş bir aşkın hatırlanması,
Sevgilinin resmi karşısında çocuksu bir iç kanaması
Aslında işin açıkçası;
Rüzgarın fırtınaya dönüşmesi gibi
Hayatına yönelik bombalı bir saldırı gibi
Geriye çekilirken herkesi öldürmek gibi
Sevmiştim seni…
Ruhum kan kaybederken nasıl tutarım seni şimdi deniz gibi,
Neticesi olmayan herhangi bir sebep gibi
Ortalık yerde durup dururken
Sevmiştim seni…
Atlara kalırsa çoktan kaybettik savaşı,
Mızraklar kırıldı,kalkanlar delindi,ganimetler paylaşıldı…
Kasaba meydanında birbirini dövmekten
Yorulan iki kovboy gibi,
Bir tabancanın namlusuyla tetiğiyle,
Kendisinden farklı,
Kendisinden ayrı,
Bir silahın şarjöründe tanışan iki soğuk mermi gibi,
Aynı bedene sıkılan iki el kurşun gibi,
Katille kurban arasında o birkaç saniyelik telaşla
Sevmiştim Seni…
.bana kalan
İnsan üzülüyor geçmişi hatırladığı zaman..
Her sabah aynı yol,aynı çile..
aynı minibüs,hatta aynı şoför..aynı parayı uzatma şekli,kulakta aynı şarkılar..
her sabah aynı yerde oturan birbirinin aynı hayatlara sahip,aynı hayaller içinde yaşayan aynı insanlar.. buna ben de dahil..
yüzüne çarpan aynı hava,aynı soğuk,sabah yüzüme çarpan aynı ışık..
aynı parfüm kokuları,aynı ter ..
bunların içinde beni ayıran tek şey aynı yol üzerinde farklı bir okula gelişi beklemem okul..
Ama o okul benim okulum değil deu tıp fakültesi.. her sabah aynı hareketi yapıp kafamı sağa çeviip seni görmeyi istiyorum..
Neden bilmiyorum,seni sevmiyorum da..
Sanırım üzülmek istiyorum ama bu üzüntü senden olsun istiyorum..
Artık beni üzmeni istiyorum,daha çok üzmeni,istememeni,hor görmeni,iteklemeni..
Bana kalan bunlar oldu..
Ben kendim yapamıyorum bunu,üstümde tek alışkanlığın bu kaldı..
Aslında bir şeye daha üzülüyorum.. o kadar güzel şey yaşadık onca zaman,seni kötü biliyorum,kötü hatırlıyorum..ne olur sen de öyle bil..
Babana kızdığın gibi pezevenk de..
Gökçen’e kızdığın gibi sürtük de..
Bana da bir kulp bul.. küfür et,senin ağzına yakışır..
Bunları dediğin zaman çok üzülmüyorum..
Ama bir şeyi yapma.. hakkımı yeme.. iyi biri idim ben.. cidden iyi biri idim..
Seni üstümdeki deriyi çekinmeden ve acımadan sıyıran kişi olarak hatırlacağım.. bana tekrardan hırs tohumları atan kişi..
.bir kitap okudum, hayatim degisti !
ekşisözlük/zifir
dalga gecmiyorum. okudugum kitap vivek chibber‘in kitabi (locked-in place). hatta ilk okudugumda hakkinda bir entry de girmisim. surada olsa gerek: (bkz: #10446758).
gazi iktisatta bir hoca yanina asistan alacakti. ankara universitesi ve odtu’de birkac hocaya sormus. her iki universiteden de benim adimi vermisler. gittim tanistim kendisiyle. ilgilendi de sagolsun. sonra olmadi. kadro acilmadi bir bucuk sene. kaynadi arada. aradim sordum bir gelisme yoktu. arayan soran da olmadi zaten.
sonra bu sefer hacettepe’den haber geldi. sormus sorusturmuslar, gene benim adim verilmis kendilerine. gorustum hocayla. sevdi beni. fakat sonra olmadi. not ortalamam tutmuyormus. bir de hacettepe ogrencisi olmak gerekiyormus.
odtu zaten olmuyordu, cunku rektorun hicbir yasal dayanagi olmamasina ragmen zorla yururluge soktugu “en fazla dokuz donemde mezun olma” sartini yerine getiremiyordum. siyaset bilimindeki bir hocam, “zifircigim” dedi, “biz seni almayi cok istiyoruz. fakat seni alsak bile rektor atamani yapmaz”.
dort sene boyunca bilfiil arastirma gorevliligi yaptim odtu’de, kadrosuz. sorun iktisat bolumundeki ogrencilere. bilirler beni.
bir ara antalya’ya annenim babamin yanina mi gitsem diye dusundum. akdeniz universitesi’ndeki hocalar “burada yuksek lisansa basla kadro geldiginde seni aliriz” dedi. cesaret edemedim, odtu’den de kabul almistim. odtu’deki hocalarim odtu’de kalmam gerektigini soyluyordu, kalmayi tercih ettim.
ankara’da bulunan ozel universitelere gittim. gorusecegim hocalarin kitaplarini onceden okumus oluyordum zaten cogu zaman. satir satir cizmisim altini. not dusmusum. fakat ya kadro yoktu, ya da kadro ilani verdiklerinde alacaklari adam ve kadinlar belliydi. bir hoca “bu universitede calisilmaz” dedi. “bir gun okulu teftise gelir, kiligini begenmez. yarin bu cocuk burada olmayacak der” dedi. sacim uzundur, sakalim da vardir. ondan boyle dedi herhalde. sonra bir dekan, “sen iyisin” dedi. “ama universitenin sahibi bilmem kim beyin ozel ricasi var. bizim okuldan mezun su cocugu alacagiz. bir de bir kizcagiz var, suradan mezun olacak, doktorasini bitirmek uzere. ikincisi de o olacak. ama sana gelecek sene yuksek lisansini bitirip doktoraya basladiginda burs verelim. maalesef cok buyuk bir meblag degil, ayda iki yuz lira”. eyvallah.
en son unye iktisadi ve idari bilimler fakultesi iktisat bolumune basvurmustum asistanlik icin. eski bir sosyal tesisi fakulte binasi yapmislar. binada bir yrd. doc. bey var, dekan yardimcisi. bir de dunyalar tatlisi bir kizcagiz vardi, doktora ogrencisi. hukuk derslerine oranin yerlisi bir avukat giriyormus. geri kalan butun derslerin yuku bu adamcagizla bu kadincagizin omuzlarinda. sagolsunlar onlar da cok ilgi gosterdiler. yemek ismarladilar. doktora ogrencisi olan arastirma gorevlisi hanimefendi “burasi benim odam sen de geldiginde su odaya yerlesirsin” dedi. sonra ne oldu? bir telefon geldi. hemen simdi ders anlatmaya baslayacak birilerini almalari gerekiyormus. ben odtu’de tezimi yaziyordum. beni almadilar.
…..
bu vivek chibber hindistanli bir hoca. bu okudugum kitabi ile epeyce saygin bir odul olan barrington moore odulunu almis. sonra odullere doymamis. ileride adini cok duyuracaga benziyor. etrafinda, danismanligini yaptigi on bes kadar doktora ogrencisi var. on, on bes sene icerisinde hepsi adini bir yerlerde duyurmus olacaktir.
ben bu adamin kitabini okuduktan sonra kitap hakkinda bir yazi yazdim. bu hocaya gonderdim. sanirim new york universitesi sosyoloji bolumune kabul edilen ilk turk benim. soylemis miydim? en son unye’ye basvurdumdu, olmadi. nyu’ya kismetmis.
…..
bu kadehi,
memlekette, universitede akli calisan kim varsa onu ya bizzat oldurmus, ya ona iskence etmis, ya onu sinir disi etmis, ya onu surmus, ya onun ekmegini elinden almis gelmis gecmis butun “bizim cocuklara”, yani “saygin” nato pasalarina;
halkin sagligini, egitimini, sosyal guvencesini, gecimligini yerli yabanci sermayedarlara peskes cekmis ve cekmekte olan butun “saygin” siyasetcilere;
bilgiyi bir meta gibi alip satarak onun uzerinden kar elde etme pesinde kosan butun “saygin” mutesebbis isverenlere;
universiteleri, ogrencisini isgucu piyasalari icin vasifli ucuz isgucunu yeniden uretme fabrikalari haline getirmis, tek derdi yerlesik egemen fikriyati yeniden uretecek makalelerin ve bunlara atiflarin sayisini artirmak olan, ve mesaisini pasalarla, siyasetcilerle, isverenlerle birlik olup universite-sanayi isbirligi gibi kirli bir tezgaha adayan butun “saygin” akademisyenlere kaldiriyorum.
…
“bircok kitap okudum, hicbir sey olmadi. bir kitap okudum, hayatim degisti”..
.19,yasimdi bir aralar
19..
Yaşımdı bir aralar..
Bir sabahtı..
Gece uyudum mu uyumadım mı bilmiyorum..
Korkmuştum..
gece hep dedemi sayıkladım,felçli dedemi..o 10 küsür yıldır yatağında duran adamı..altı alınan,ağzına zorla yemek sokulan ve sadece bir tek göz kapaklarını hareket ettirebilen o adamdan yardım istiyordum,tanrı’dan değil..
Hayatımın en zor anları..
Üsküp’ün caddeleri, özellikle o güne dair hatırladıklarım içerisinde en belirgin olanı.
iç içe geçmiş evler, dalgalanan bir gökyüzü ve kulakların içinden girerek beynin en karanlık köşelerine kadar ulaşan pes bir uğultu.
Bana yardım edebilecek kim var ki.. sonsuz bir çaresizlik..sanki olacakları biliyor gibiyim..
Sabah oldu..
Bir telefon..
o..
Nasıl giyindim,çıktım bilmiyorum..yoldan bir taksi.
gittim yanına..
Kapının ardında bağırıyordu..durmadan bağırıyordu..
arada sırada kırık cam ve yüksek ayak sesleri..
dilini bilmediğim adamlar bana durmadan soru soruyor..
çok zor,anlamıyorum..
Babası beni öldürecek.. bana emanet..
Gel diyorum,aç kapıyı..
Açmıyorum,beni duymuyor sanki..orada ama duymuyor..
Kapıyı kırmaya çalışıyorum,bırakmıyorlar.. beni aşağı indirmeye karar veriyorlar..
Derken 3 ayak sesi.. çok yüksek hala kulaklarımda..hala duyuyorum..
ağaçların ardından bir şey düşüyor yere..yaprakların sesini hala duyuyorum..
yere çarpma sesi..nasıl indim aşağıya bilmiyorum.. yerdesin..
yoruldum artık..keşke olmasa idi..




6
